Yasal Uyarı © Korumalı Eser
Aynaların Atladığı Gökyüzü
Duvarların o cüce, o kemirgen fısıltısı,
Tırnaklarını geçirirken sığlığın çürüyen etine,
Bir tavanla örtmek istediler bendeki uçurumu.
Oysa ben, ceplerimde galaksilerin paslı anahtarlarıyla,
Ev dedikleri o kireç kokulu zindanları
Gözlerimin mil çekilmiş karanlığına gömdüm.
Tırnaklarını geçirirken sığlığın çürüyen etine,
Bir tavanla örtmek istediler bendeki uçurumu.
Oysa ben, ceplerimde galaksilerin paslı anahtarlarıyla,
Ev dedikleri o kireç kokulu zindanları
Gözlerimin mil çekilmiş karanlığına gömdüm.
"Bir çatı," dediler, "başını sokacak bir sığınak!"
Gülümserken dişlerimin arasından sızan magma,
Yıktı mülkiyetin o mukavvadan kalelerini.
Ben, alnımı yaslayacak bir beton parçası değil,
Ruhumu emzirecek hırçın bir âlem arıyordum;
Kökleri zamanın kalbine inen, yapraksız bir dünya.
Gülümserken dişlerimin arasından sızan magma,
Yıktı mülkiyetin o mukavvadan kalelerini.
Ben, alnımı yaslayacak bir beton parçası değil,
Ruhumu emzirecek hırçın bir âlem arıyordum;
Kökleri zamanın kalbine inen, yapraksız bir dünya.
Sınırları çizilmiş odaların o sahte şefkati,
Dindiremezdi içimdeki bu yurtsuz kederi.
Önce o devasa, o adsız küreyi evcilleştirmeliydim,
Gezegenlerin nabzını sol bileğime bağlamalı,
Ve sığdırmalıydım sonsuzluğu, göğsümdeki o dar kafese.
Dindiremezdi içimdeki bu yurtsuz kederi.
Önce o devasa, o adsız küreyi evcilleştirmeliydim,
Gezegenlerin nabzını sol bileğime bağlamalı,
Ve sığdırmalıydım sonsuzluğu, göğsümdeki o dar kafese.
Şimdi varsın dönsün arkamda o un ufak mimari,
Ben, gökyüzünün yelelerini savuran o vahşi atın sırtında,
Kendi dünyamı doğuruyorum sancılı boşluklardan.
Ev dediğiniz, ancak o büyük kıyamet bittiğinde,
Bir toz zerresi gibi konacaktır, fethettiğim bu tahta.
Ben, gökyüzünün yelelerini savuran o vahşi atın sırtında,
Kendi dünyamı doğuruyorum sancılı boşluklardan.
Ev dediğiniz, ancak o büyük kıyamet bittiğinde,
Bir toz zerresi gibi konacaktır, fethettiğim bu tahta.

