Dijital Mezarlık

07.08.2026
Dijital Mezarlık - Murat Ozan Avcı

Dijital Mezarlık

Murat Ozan Avcı

Gece yarısı.
Zaman bir nesne gibi, soğuk ve somut,
Karpal bir tünelin daralan boğazında,
Parmaklarımın ucundan kayıp gidiyor aşağıya.
İsimler diyorum, sonra gölgeler, birtakım siluetler...
Sanal bir sahnenin o uydurma, o yapay ışığında
Sonsuz saadet ve devasa efkar arasında
Gidip gelen bir tuluat oynanıyor durmadan.
Ve ansızın, evet ansızın
Yutuyor beni de bu ışıktan yankı.
Adına sosyal ağ diyorlar bu koca vitrinin,
Bana sorarsanız bir dijital mezarlık bu.
Topraksız, taşsız ve büsbütün suskun;
Kısa bir hayata bir türlü sığdırılamayan
O uzun, o bitmeyen ölümler durağı.
Kiminde çakılı kalmış zaman tünelleri,
Buz gibi bir sessizlik çökmüş profillerin üzerine.
Durup durup camın arkasından bakan,
Unutmaya fırsat vermeyen binlerce an;
Sönmeyen bir fenerin, evet bir fenerin altında
Öylece asılı kalmış yarım ömürler...
Ve hemen bir sayfa ötede,
Sürüp gidiyor o maskeli, o yalan canlı yayın.
Bu ağa düşenlerin o umursamaz, o gamsız telaşıyla:
Denizin köpüğüne sırtını dönmüş bir adam,
Kışkırtıcı bir gülüş fırlatıyor boşluğa, kime nispet bilinmez.
Bir başkası, gecenin tam köründe kaldırıyor son kadehini,
Işıkların altında aniden patlayan o neşeyle...
Bambaşka bir sayfada taze bir gelin, o kaskatı duvağıyla duruyor,
Bir diğerinde, kerpiç bir duvarın tam gölgesinde,
Taziyeci bekleyen o beyaz, o plastik sandalyeler...
Evladının gururunu zamana kazımak isteyen bir baba,
Aşkın cakasından anlık imrenmeler devşiren bir sevgili,
Bir türküde efkarlanıp kendi içine dökülen o tenha adam,
Siyaset öfkesiyle harfleri döven hırslı bir klavye şövalyesi,
Ve o kaba cümlelere sessizce sitem savuran kırgın bir ses...
Hiç bilmiyorlar, vallahi hiç düşünmüyorlar paylaşırken;
O tetiğe basan parmakların bir gün, evet bir gün buz tutacağını.
Düğünde halay çekerken, cenazede ağlarken,
Dünyaya çalım satıp heveslendikleri tam şu an
Zamanın kendi üzerlerine de birden kapanacağını bilmiyorlar.
Ben de aynı çarkın içinde sürüklenip duruyorum işte,
Avucumda donuk bir ekranın o ince sızısıyla...
Kendi ömrüme güya taze bentler çekiyorum,
Kendi yarınlarımın o mağrur, o boş telaşına kapılarak.
Sonra bir parmak dokunuşuyla süzülüp gidiyor yüzler.
Aynı mavi gölge vuruyor çeneme,
Ve bilmiyorum ben de, inanın bilmiyorum...
Kendi son fotoğrafıma
Kaç nefes kaldığını.
Edebi Blog Seçkisi
Share