Yasal Uyarı © Korumalı Eser
Domino
Bir insanın işi ters gitmeye görsün bir kere,
Bir kez tersten essin o uğursuz rüzgâr;
Aksiyon filminde o havalı başrol olamazsın artık.
Örneğin, caddenin en masum,
En kuytu köşesinde dururken,
Tam o büyük kovalama anında
Acımasızca devrilen seyyar manav arabası sen olursun;
Portakalların yola dökülür,
Heveslerin asfalta saçılır.
Bir kez tersten essin o uğursuz rüzgâr;
Aksiyon filminde o havalı başrol olamazsın artık.
Örneğin, caddenin en masum,
En kuytu köşesinde dururken,
Tam o büyük kovalama anında
Acımasızca devrilen seyyar manav arabası sen olursun;
Portakalların yola dökülür,
Heveslerin asfalta saçılır.
Veya bir kez dönmesin o aksilik çarkı;
Çift giren o çorapsın makineye,
Ama kapak açılınca tek çıkan, boynu bükük...
Mesela bir de kâğıt mendil olursun
Cepte unutulan;
Kimsesizliğinin üstüne yırtılıp dağılırsın yetmemiş gibi,
Beyaz pamukçuklar yapışır üstüne başına,
Bir yas elbisesi gibi.
Çift giren o çorapsın makineye,
Ama kapak açılınca tek çıkan, boynu bükük...
Mesela bir de kâğıt mendil olursun
Cepte unutulan;
Kimsesizliğinin üstüne yırtılıp dağılırsın yetmemiş gibi,
Beyaz pamukçuklar yapışır üstüne başına,
Bir yas elbisesi gibi.
Tıpkı sağanakta açtığın o şemsiye gibi...
Köşeyi dönünce ilk rüzgârda ters dönen...
Çanak anten gibi bakarsın göğe,
Karizman sırılsıklam.
İleri gitmek istersin veya can havliyle geri;
Ama astarı yutmuş o inatçı fermuarsın,
Ne açılırsın ne kapanırsın,
Öylece arafta kalırsın.
Köşeyi dönünce ilk rüzgârda ters dönen...
Çanak anten gibi bakarsın göğe,
Karizman sırılsıklam.
İleri gitmek istersin veya can havliyle geri;
Ama astarı yutmuş o inatçı fermuarsın,
Ne açılırsın ne kapanırsın,
Öylece arafta kalırsın.
Öyle ki, şatafatlı demliğinin
Ucundaki ilk damlasın;
Lekesiz örtüye damlayan o çay lekesi...
Küçüksün ama kurulu düzeni bozarsın.
Bazen de sessiz hayatların içinde,
Halının dibine kaçan o bahtsız susamsın,
Ya da pazar poşetinin en altındaki o kurbansın;
Üsttekiler parıl parıl parlarken,
Altta püre olan...
Ucundaki ilk damlasın;
Lekesiz örtüye damlayan o çay lekesi...
Küçüksün ama kurulu düzeni bozarsın.
Bazen de sessiz hayatların içinde,
Halının dibine kaçan o bahtsız susamsın,
Ya da pazar poşetinin en altındaki o kurbansın;
Üsttekiler parıl parıl parlarken,
Altta püre olan...
Uçuracak sanırsın;
Ama ilk beş yüz metrede topuğu törpüleyen
O yeni ayakkabısın.
Veyahut kuş sütü eksik sofralardan
Tek lokma almadan kaçan o aceleci olursun;
Güzellikleri ıskalar, yollara düşersin.
Duşta ılık su ararsın mesela;
Bir milim sola çevirsen cehennem,
Bir milim sağa çevirsen Sibirya.
O ılık ayar kaderinde yoktur artık.
Ama ilk beş yüz metrede topuğu törpüleyen
O yeni ayakkabısın.
Veyahut kuş sütü eksik sofralardan
Tek lokma almadan kaçan o aceleci olursun;
Güzellikleri ıskalar, yollara düşersin.
Duşta ılık su ararsın mesela;
Bir milim sola çevirsen cehennem,
Bir milim sağa çevirsen Sibirya.
O ılık ayar kaderinde yoktur artık.
Açılmak istersin;
Bıçak sırtıyla havası alınan
O inatçı kavanoz kapağı olursun,
Açılırsın ama sızın günlerce sürer.
Tıpkı yaz sıcağında yastığın
Serin tarafını çevirmek gibi...
Bilirsin ki o ferahlık
Sadece kırk beş saniyedir.
Bıçak sırtıyla havası alınan
O inatçı kavanoz kapağı olursun,
Açılırsın ama sızın günlerce sürer.
Tıpkı yaz sıcağında yastığın
Serin tarafını çevirmek gibi...
Bilirsin ki o ferahlık
Sadece kırk beş saniyedir.
Gidip de en ciddi toplantının ortasında
Guruldayan o davetsiz mide olursun;
Öksürüklerle, sandalye gıcırtılarıyla
Kendini saklamaya çalışırsın.
Yine kaçamadığın tanıdıkla
Yolda tango yaparsın;
Sağa sola adımlarla yolu kesen
O şaşkın gövdesin,
En sonunda yapay bir gülüşle kucaklaşırsın.
Guruldayan o davetsiz mide olursun;
Öksürüklerle, sandalye gıcırtılarıyla
Kendini saklamaya çalışırsın.
Yine kaçamadığın tanıdıkla
Yolda tango yaparsın;
Sağa sola adımlarla yolu kesen
O şaşkın gövdesin,
En sonunda yapay bir gülüşle kucaklaşırsın.
Hayata karşı büyük iştahla ısırılan
O soslu dürümsün mesela,
Tam en tatlı yerinde kâğıdı yırtılan...
Bütün birikimin dikey iner
Temiz pantolonuna.
Veyahut tencereye baharat elerken
Gelen o apansız hapşırıksın;
Ortalığı baharata boğarsın
Kendi ellerinle.
O soslu dürümsün mesela,
Tam en tatlı yerinde kâğıdı yırtılan...
Bütün birikimin dikey iner
Temiz pantolonuna.
Veyahut tencereye baharat elerken
Gelen o apansız hapşırıksın;
Ortalığı baharata boğarsın
Kendi ellerinle.
Korku filminde düz yolda düşen,
Düştüğü an arkasına bakıp
Sürünerek kaçmaya çalışan o talihsiz karaktersindir.
Bazen de süpürge kablosunun
Takıldığı o sehpasın;
Sertçe çekince üstündeki vazoyu deviren
O inatçı düğüm olursun.
Tıpkı yıkanmış arabanın ön camı gibi;
Beş dakikada tek kuşun gelip mühürlediği...
Düştüğü an arkasına bakıp
Sürünerek kaçmaya çalışan o talihsiz karaktersindir.
Bazen de süpürge kablosunun
Takıldığı o sehpasın;
Sertçe çekince üstündeki vazoyu deviren
O inatçı düğüm olursun.
Tıpkı yıkanmış arabanın ön camı gibi;
Beş dakikada tek kuşun gelip mühürlediği...
Sırma saç hayaliyle berbere oturursun mesela,
Kendini asker tıraşıyla bulursun.
İçin kan ağlar ama "Eline sağlık" dersin ya,
O çaresiz kabullenişsin işte.
Bazen de otobüsün en arkasından uzatılan
Paranın ilk omza dokunuşusundur;
Kendini bir anda o parayı ve para üstünü
Yetiştirmeye çalışan çaresiz bir elçi olarak bulursun.
Kendini asker tıraşıyla bulursun.
İçin kan ağlar ama "Eline sağlık" dersin ya,
O çaresiz kabullenişsin işte.
Bazen de otobüsün en arkasından uzatılan
Paranın ilk omza dokunuşusundur;
Kendini bir anda o parayı ve para üstünü
Yetiştirmeye çalışan çaresiz bir elçi olarak bulursun.
İşte bir kez kaçmaya görsün ayarın;
Yazılmamış gizli kuralların
Bizzat kendisi olursun.
Her şeyle çarpışır, her şeye takılırsın.
Ama yine de bir sonraki kavga için
Havlu falan atmazsın;
Gözyaşını tek bir hamlede siler,
Evrene karşı kahkahayı patlatırsın...
Yazılmamış gizli kuralların
Bizzat kendisi olursun.
Her şeyle çarpışır, her şeye takılırsın.
Ama yine de bir sonraki kavga için
Havlu falan atmazsın;
Gözyaşını tek bir hamlede siler,
Evrene karşı kahkahayı patlatırsın...

