Yasal Uyarı © Korumalı Eser
Esaretin Fonetiği
Bir gök çizgisini bölüyordu kanat, upuzun.
Demir çubukların simetrisinde bir ağrı,
Göz dediğin, uçanı bir sarsıntı sanırdı gözcesinde;
"Şifa" diyordu dilsiz bir saksı nezaketinde,
"Kim bilir hangi göğün kırığıdır o rüzgâr."
Demir çubukların simetrisinde bir ağrı,
Göz dediğin, uçanı bir sarsıntı sanırdı gözcesinde;
"Şifa" diyordu dilsiz bir saksı nezaketinde,
"Kim bilir hangi göğün kırığıdır o rüzgâr."
Gagasında pirinç sızısı, suyun mekanik tıkırtısı,
Kursağına inen o küçük, o uslu gurbet.
Tam küsecekken tellerin o soğuk estetiğine,
Aklına o dikey hürriyet düşüverdi birden;
Toparladı odasını, yüzündeki o eski çizgiyi,
Ve gülümsedi caddelere doğru:
Kursağına inen o küçük, o uslu gurbet.
Tam küsecekken tellerin o soğuk estetiğine,
Aklına o dikey hürriyet düşüverdi birden;
Toparladı odasını, yüzündeki o eski çizgiyi,
Ve gülümsedi caddelere doğru:
"Bin şükür" dedi, bir ekmek kırığı ayininde,
"Bunu bulamayan yurtsuz kuşlar da var."
Yani bir nevi teslimiyet faturası,
Yani bir nevi evcilleşmiş intihar.
"Bunu bulamayan yurtsuz kuşlar da var."
Yani bir nevi teslimiyet faturası,
Yani bir nevi evcilleşmiş intihar.
Kanadı çoktan unuttu o geniş boşluğu,
Mülkiyet sinmiş tüylerinin gri tülüne.
Ahvalimiz ki, bir kafes boyu kadar geniş,
Vah ki vah,
Gökyüzünü hasta sanan o dikey esarete!
Mülkiyet sinmiş tüylerinin gri tülüne.
Ahvalimiz ki, bir kafes boyu kadar geniş,
Vah ki vah,
Gökyüzünü hasta sanan o dikey esarete!

