Eski Zamanlar ve Yitik Şeyler Dükkanı

07.08.2026
Eski Zamanlar ve Yitik Şeyler Dükkanı - Murat Ozan Avcı

Eski Zamanlar ve Yitik Şeyler Dükkanı

Murat Ozan Avcı

Sokak sisliydi.
Zaman tükenmiş gibi bir an,
ahşap gıcırtılarıyla belirdi o dükkan.
Tabelasından anladığım;
yitik şeylerdi satılan.
Bir define bulmuş gibi çarptı göğsümün kafesi,
çocuksu bir telaşla atladım eşikten içeri.
Gözlerim raflarda, nefes nefese...
En alt rafta çocukluğum;
bilyelerimin camında duru bir gökyüzü,
dizimdeki o taze yara izi.
Bir üstte gençliğim;
bitmeyecek sanılan o uzun geceler,
rüzgâra savrulmuş kibirli kelimeler...
Ve en tepede, bir cam fanusun içinde ilk aşkım;
dudaklarımın ucunda donup kalmış o ilk heyecan.
“Hepsini!” dedim tezgâhtara, sesim titreyerek.
“Hepsini alıyorum! Bedeli neyse öderim.”
Gülümsedi adam,
gözlerimin içine baktı derin bir sessizlikle:
“Para geçmez burada,” dedi.
“Uzat ellerini raflara.
Ve olması gerektiği gibi tut onları,
budur bedeli ne istiyorsan.”
Güvenle uzandım çocukluğuma;
ama yine o büyümeye acele eden, sabırsız, hoyrat ellerimle dokundum.
Tezgâhtar başını salladı:
“Yanlış ödeme. Hâlen o sabırsız ellerle tutuyorsun.”
Kavradım gençliğimi;
yine hiç tükenmeyecekmiş gibi harcayan o vurdumduymaz tavrımla...
Cızırtıyla çekildi raf:
“Görüyorsun ya, bakışın bile hâlâ aynı kibir. Geçersiz.”
Son bir umutla sığındım ilk aşkıma;
avuçlarımda yine o eski korku, yarınlara erteleyen o ürkek tereddüt...
Mühürlendi kasa gürültüyle:
“Hâlâ erteleyerek dokunuyorsun. Üzgünüm, ödeme reddedildi.”
Girdiğim o muazzam heyecanla kalakaldım öylece.
Sessizce çıktım kapıdan.
Avuçlarım bomboştu.
Ama anladım ki o gece;
İnsanın bir ömür sırtında taşıdığı
Kaybettikleri değil,
Onları kaybediş biçimiymiş.
Heyhat...
Edebi Blog Seçkisi
Telif Hakkı Uyarısı
Share