Yasal Uyarı © Korumalı Eser
Eski Zamanlar ve Yitik Şeyler Dükkanı
Sokak sisliydi.
Zaman tükenmiş gibi bir an,
ahşap gıcırtılarıyla belirdi o dükkan.
Tabelasından anladığım;
yitik şeylerdi satılan.
Zaman tükenmiş gibi bir an,
ahşap gıcırtılarıyla belirdi o dükkan.
Tabelasından anladığım;
yitik şeylerdi satılan.
Bir define bulmuş gibi çarptı göğsümün kafesi,
çocuksu bir telaşla atladım eşikten içeri.
Gözlerim raflarda, nefes nefese...
çocuksu bir telaşla atladım eşikten içeri.
Gözlerim raflarda, nefes nefese...
En alt rafta çocukluğum;
bilyelerimin camında duru bir gökyüzü,
dizimdeki o taze yara izi.
Bir üstte gençliğim;
bitmeyecek sanılan o uzun geceler,
rüzgâra savrulmuş kibirli kelimeler...
Ve en tepede, bir cam fanusun içinde ilk aşkım;
dudaklarımın ucunda donup kalmış o ilk heyecan.
bilyelerimin camında duru bir gökyüzü,
dizimdeki o taze yara izi.
Bir üstte gençliğim;
bitmeyecek sanılan o uzun geceler,
rüzgâra savrulmuş kibirli kelimeler...
Ve en tepede, bir cam fanusun içinde ilk aşkım;
dudaklarımın ucunda donup kalmış o ilk heyecan.
“Hepsini!” dedim tezgâhtara, sesim titreyerek.
“Hepsini alıyorum! Bedeli neyse öderim.”
“Hepsini alıyorum! Bedeli neyse öderim.”
Gülümsedi adam,
gözlerimin içine baktı derin bir sessizlikle:
“Para geçmez burada,” dedi.
“Uzat ellerini raflara.
Ve olması gerektiği gibi tut onları,
budur bedeli ne istiyorsan.”
gözlerimin içine baktı derin bir sessizlikle:
“Para geçmez burada,” dedi.
“Uzat ellerini raflara.
Ve olması gerektiği gibi tut onları,
budur bedeli ne istiyorsan.”
Güvenle uzandım çocukluğuma;
ama yine o büyümeye acele eden, sabırsız, hoyrat ellerimle dokundum.
Tezgâhtar başını salladı:
“Yanlış ödeme. Hâlen o sabırsız ellerle tutuyorsun.”
ama yine o büyümeye acele eden, sabırsız, hoyrat ellerimle dokundum.
Tezgâhtar başını salladı:
“Yanlış ödeme. Hâlen o sabırsız ellerle tutuyorsun.”
Kavradım gençliğimi;
yine hiç tükenmeyecekmiş gibi harcayan o vurdumduymaz tavrımla...
Cızırtıyla çekildi raf:
“Görüyorsun ya, bakışın bile hâlâ aynı kibir. Geçersiz.”
yine hiç tükenmeyecekmiş gibi harcayan o vurdumduymaz tavrımla...
Cızırtıyla çekildi raf:
“Görüyorsun ya, bakışın bile hâlâ aynı kibir. Geçersiz.”
Son bir umutla sığındım ilk aşkıma;
avuçlarımda yine o eski korku, yarınlara erteleyen o ürkek tereddüt...
Mühürlendi kasa gürültüyle:
“Hâlâ erteleyerek dokunuyorsun. Üzgünüm, ödeme reddedildi.”
avuçlarımda yine o eski korku, yarınlara erteleyen o ürkek tereddüt...
Mühürlendi kasa gürültüyle:
“Hâlâ erteleyerek dokunuyorsun. Üzgünüm, ödeme reddedildi.”
Girdiğim o muazzam heyecanla kalakaldım öylece.
Sessizce çıktım kapıdan.
Avuçlarım bomboştu.
Sessizce çıktım kapıdan.
Avuçlarım bomboştu.
Ama anladım ki o gece;
İnsanın bir ömür sırtında taşıdığı
Kaybettikleri değil,
Onları kaybediş biçimiymiş.
İnsanın bir ömür sırtında taşıdığı
Kaybettikleri değil,
Onları kaybediş biçimiymiş.
Heyhat...
