Henüz Kurulmamış Cümlenin İlk Harfi
I.
Biz biraz da eksilerek çoğalan şeylerdik,
Kilden bir kilit kalıbında unutulmuş anahtar biçimi.
Omurgamızda dünün yükünden kireçli kısıt,
Gözlerimizde bir parça bayatlamış deniz...
Oysa ne zaman baksa insan geçmişe,
Eski bir bakır tencerenin yankısını duyar,
Soğumuş, imtiyazını kaybetmiş ve biraz da kekeme.
Kilden bir kilit kalıbında unutulmuş anahtar biçimi.
Omurgamızda dünün yükünden kireçli kısıt,
Gözlerimizde bir parça bayatlamış deniz...
Oysa ne zaman baksa insan geçmişe,
Eski bir bakır tencerenin yankısını duyar,
Soğumuş, imtiyazını kaybetmiş ve biraz da kekeme.
Geçmiş ki:
Işığın arkamızda unuttuğu tozlu tavan arası,
Solgun kadife kumaşlar,
Hiç giyilmemiş kırgınlıklar
Ve kendi gölgesine basarak yürümeye çalışan
Yorgun bir bando asimetrisi.
Işığın arkamızda unuttuğu tozlu tavan arası,
Solgun kadife kumaşlar,
Hiç giyilmemiş kırgınlıklar
Ve kendi gölgesine basarak yürümeye çalışan
Yorgun bir bando asimetrisi.
II.
Oysa ne diyordum ben sana?
Bir masanın üzerinde duran taze ekmek buğusundan,
Sokak lambalarının ilk gazla tutuştuğu o ürkek andan konuşmalı.
Işık ki, bir çakmak taşının sürtünüşünde değil,
Henüz kurulmamış bir cümlenin ilk harfinde gizli.
Bir masanın üzerinde duran taze ekmek buğusundan,
Sokak lambalarının ilk gazla tutuştuğu o ürkek andan konuşmalı.
Işık ki, bir çakmak taşının sürtünüşünde değil,
Henüz kurulmamış bir cümlenin ilk harfinde gizli.
Boyuna uzayan gölgelerimizi kesip atıyoruz şimdi,
Eski bir terzi makasıyla, pürüzsüzce.
Çünkü gölge, varlığın değil; sadece yokluğun cüretidir.
Bir nesnenin ardında bıraktığı o koyu, o sinsi kehanet...
Eski bir terzi makasıyla, pürüzsüzce.
Çünkü gölge, varlığın değil; sadece yokluğun cüretidir.
Bir nesnenin ardında bıraktığı o koyu, o sinsi kehanet...
III.
Şimdi elini tutuyorum bir imkânın.
Avucumda bakır çalığı değil,
Güneşin unuttuğu bir kıvılcım var.
Sırtını dön o izbe koridorlara,
O paslı çivilere asılmış hatıra fotoğraflarına.
Avucumda bakır çalığı değil,
Güneşin unuttuğu bir kıvılcım var.
Sırtını dön o izbe koridorlara,
O paslı çivilere asılmış hatıra fotoğraflarına.
Bak, önümüzde uzanan şey bir karanlık değil;
Sadece henüz ışıkla yıkanmamış
Işıl ışıl bir acemilik.
Sadece henüz ışıkla yıkanmamış
Işıl ışıl bir acemilik.
Yüzünü döneceksin.
Çünkü ışık;
Aynada değil,
Pencerenin perdesini çeken o cesur parmaklardadır.
Çünkü ışık;
Aynada değil,
Pencerenin perdesini çeken o cesur parmaklardadır.
