Yasal Uyarı © Korumalı Eser
İki Nehir Arasındaki Muazzam Adam
Göğsümün tavan arasında paslanan o dilsiz fırtınayı,
Gecenin isli tenine bir kibrit çakıp tek solukta çözerdim.
Eğer bu sarsak kentin kurşun gölgesi üstüme çökmeseydi,
Ay ışığının saçlarını tarar, asıl o zaman şair olurdum.
Avcumda gizlediğim o kırık gökyüzü pusulasıyla,
Yıldızların soğuk atlasına adımı her gece kazırdım.
Gecenin isli tenine bir kibrit çakıp tek solukta çözerdim.
Eğer bu sarsak kentin kurşun gölgesi üstüme çökmeseydi,
Ay ışığının saçlarını tarar, asıl o zaman şair olurdum.
Avcumda gizlediğim o kırık gökyüzü pusulasıyla,
Yıldızların soğuk atlasına adımı her gece kazırdım.
Ama içimde bir sel var, bendini çiğneyen hırçın bir aslan,
Gençliğin köklerini söküp uçurumlara fırlatan o hüsran.
İşte o nehrin gözümden süzülen o tuzlu, o ağır lavı var ya;
Sanki kırık ayna parçaları gibi dökülür kirpiklerimden aşağıya.
Zamanın defterini çürüten o rutubetli, o karanlık kuyu,
Mürekkebimi yutar da bırakmaz ki hiçbir satırda derin uykuyu.
Gençliğin köklerini söküp uçurumlara fırlatan o hüsran.
İşte o nehrin gözümden süzülen o tuzlu, o ağır lavı var ya;
Sanki kırık ayna parçaları gibi dökülür kirpiklerimden aşağıya.
Zamanın defterini çürüten o rutubetli, o karanlık kuyu,
Mürekkebimi yutar da bırakmaz ki hiçbir satırda derin uykuyu.
Bir de ömrün o fitil fitil burnumdan gelen isli zehri var,
Her hevesin şahdamarını barut kokusuyla kesen o sızı.
Ne zaman göğe tırmansam genzime dolan o zifiri yalnızlık,
Ömrün dar ağacına asılmış o bitmeyen kışların yazgısı.
Ekmeğin buğusunu, aşkın kokusunu boğazımda boğan o rüzgar,
Gönlümün viran bağında ne kadar yeşil varsa ateşe verir, yakar.
Her hevesin şahdamarını barut kokusuyla kesen o sızı.
Ne zaman göğe tırmansam genzime dolan o zifiri yalnızlık,
Ömrün dar ağacına asılmış o bitmeyen kışların yazgısı.
Ekmeğin buğusunu, aşkın kokusunu boğazımda boğan o rüzgar,
Gönlümün viran bağında ne kadar yeşil varsa ateşe verir, yakar.
Bir yanda gözümden süzülen o hırçın, o darmadağın nehir,
Bir yanda burnumdan gelen o simsiyah, o katran sızısı zehir...
Bir yanda burnumdan gelen o simsiyah, o katran sızısı zehir...
Şu iki cehennem göğsümün tam ortasında birbirine karışmasa,
Birinin tuzu, ötekinin isiyle birleşip rengini kusmasa;
Ulan, ne muazzam adamdım, ne usta bir sarraftım aslında!
Kelimelerden kaleler dikecektim şu zamanın arsız ağzına.
Birinin tuzu, ötekinin isiyle birleşip rengini kusmasa;
Ulan, ne muazzam adamdım, ne usta bir sarraftım aslında!
Kelimelerden kaleler dikecektim şu zamanın arsız ağzına.
Ama sızıyor işte o tuz, o isli katranın tam yarasına,
Mürekkep zehirleniyor, heceler birer birer boğuluyor.
Bize de yine bu dumanlı kentin o sağır orta yerinde,
Kendi külünde boğulan yarım yamalak bir dizeyle
Öylece susmak kalıyor...
Mürekkep zehirleniyor, heceler birer birer boğuluyor.
Bize de yine bu dumanlı kentin o sağır orta yerinde,
Kendi külünde boğulan yarım yamalak bir dizeyle
Öylece susmak kalıyor...

