İki

Bildiğim ağaç sayısı iki:
Birisi incir ağacı, ocağımdaki;
Diğeri ise darağacı, sokağımdaki.
Ben bu yüzden ağaçları hiç sevmem ki
Bildiğim kadın sayısı iki:
Birisi; hiç gelmeyen, belki de hiç olmayan uzağımdaki,
Diğeri ise; hiç gitmeyen, üstelik acı veren kucağımdaki,
Ben bu yüzden kadınları hiç sevmem ki!
Ah benim kırık dökük ömrüm,
Hangi yaraya dokunsa ikizini doğurur...
Kapı mesela;
Biri paslı anahtarını cebimde sımsıkı tuttuğum,
İnin cinin top oynarken camlarını kırdığı
Ahşap harabemde boyuna gıcırdar,
Diğeri Kaf Dağı'nın tepesindeki
Bir Anka kulübesinde,
Çalmamı bekler paslı tokmağını.
Ya yatak?
Eşiğin en yakınında tüner bazen, şayet içerdeysem...
Olmadı bir sokak lambasının altında bekler sabahı.
Yollar desen ayrı fecaat;
Biri çölü tuval eyler adımlarımın kan rengi fırçasıyla,
Diğeri zaten sarp uçurum,
Deliren rotamın
Her keskin virajında beliren...
Biri kıyısında bile boğulduğum engindeki,
Diğeri kumsalında sadece izmarit bulduğum
Çocukluğumun hüzünlü rengindeki...
Yahu sen ne diyorsun, denizler bile iki!
Hatta bazen sadece maziyi dikizleyen,
Bazen de mahzenimde sırrı döküldükçe boy veren,
O yalancı aynalar da aynı...
Sıkı durun, işte ben!
Eksik kalır mıyım hiç diğerlerinden?
Bildiğim "ben" sayısı da iki;
Ve bu en hazini belki...
Birisi; kirlenirim diye hiç çıkmayan içimdeki,
Diğeri ise; temizlenirim diye hiç girmeyen dışımdaki.
Ben bu yüzden kendimi de hiç sevmem ki!