Yasal Uyarı © Korumalı Eser
Kuzey Egede Bir Kaçak
Sen varsın, tenimde Kuzey Ege’nin o serin, o zeytin kokulu rüzgarlarını başlatan nehir,
Öyle bir adanmışlık ki seninki, söküp alsalar bütün gökyüzünü
Yıldızları parmak uçlarınla tek tek göğsüme dikecek kadar pervasız.
Duvarların o sağır boşluğuna asıyorsun o hiç yaşanmamış rüzgarları,
Taze kesilmiş ekmek kokulu, pencereleri o mavi çalkantıya ve temmuza açılan
Ucu bucağı olmayan o uzun, o efsunlu ömrün hayallerini kuruyorsun.
Öyle bir adanmışlık ki seninki, söküp alsalar bütün gökyüzünü
Yıldızları parmak uçlarınla tek tek göğsüme dikecek kadar pervasız.
Duvarların o sağır boşluğuna asıyorsun o hiç yaşanmamış rüzgarları,
Taze kesilmiş ekmek kokulu, pencereleri o mavi çalkantıya ve temmuza açılan
Ucu bucağı olmayan o uzun, o efsunlu ömrün hayallerini kuruyorsun.
Ben de seviyorum seni, hem de nasıl, iliklerime sızan bir zehir gibi,
Ama benim sevgim gece yarısı basılan mühürlü bir kütüphane; sessiz ve ağır.
Seninki bayrağını güneşe asan ihtilal, benimki ceketimin iç cebinde
Unutulmuş, mürekkebi dağılmış, üslubu tekinsiz bir veda mektubu.
Sen bu aşkı bir meydan saati gibi vurmak istiyorsun şehrin göbeğinde,
Bense fırtınadan ürkmüş bir kuş gibi, tenhanın loşluğunda gizliyorum adını.
Ama benim sevgim gece yarısı basılan mühürlü bir kütüphane; sessiz ve ağır.
Seninki bayrağını güneşe asan ihtilal, benimki ceketimin iç cebinde
Unutulmuş, mürekkebi dağılmış, üslubu tekinsiz bir veda mektubu.
Sen bu aşkı bir meydan saati gibi vurmak istiyorsun şehrin göbeğinde,
Bense fırtınadan ürkmüş bir kuş gibi, tenhanın loşluğunda gizliyorum adını.
Ve kahroluyorum sevgilim, içimde tıkır tıkır işleyen bir saatli bomba.
Senin o okyanus yatakları kadar derin, o görkemli sevgine
Benim bu sürgün yemiş, bu göçebe karşılığım yetmiyor, biliyorum.
Çünkü taş taş üstünde bırakmamış bende bu rüzgar, bu hoyrat iklim;
Hayat beni kurak değirmenlerinde öyle bir öğüttü, öyle bir ezdi ki,
Posamı çıkardı gecenin avucuna, geriye sadece bu kırık dökük kül kaldı.
Senin o okyanus yatakları kadar derin, o görkemli sevgine
Benim bu sürgün yemiş, bu göçebe karşılığım yetmiyor, biliyorum.
Çünkü taş taş üstünde bırakmamış bende bu rüzgar, bu hoyrat iklim;
Hayat beni kurak değirmenlerinde öyle bir öğüttü, öyle bir ezdi ki,
Posamı çıkardı gecenin avucuna, geriye sadece bu kırık dökük kül kaldı.
Zamana ihtiyacım var, bir parça zamana, durulmaya ve susmaya...
Ama gözlerindeki o dilsiz mahkemede savunması yok bu gecikmişliğin.
Senin o taptaze baharını bir belirsizliğin eşiğinde çürütmeye,
Gözlerindeki o duru nehirleri benim kuraklığıma rehin bırakmaya hakkım yok.
Ama gözlerindeki o dilsiz mahkemede savunması yok bu gecikmişliğin.
Senin o taptaze baharını bir belirsizliğin eşiğinde çürütmeye,
Gözlerindeki o duru nehirleri benim kuraklığıma rehin bırakmaya hakkım yok.
Ve bak, parmaklarımın arasından sızıp gidiyor bu efsunlu sevda,
Bir tren penceresinden akıp giden o uzak, o dumanlı ekim şehirleri gibi.
Sen upuzun bir caddesin artık, bense köşebaşında sönen son sokak lambası.
Bu peron boşaldığında, rayların çığlığı dindiğinde ve bütün ışıklar söndüğünde,
Biliyorum, bütün kabahat benim üstüme yıkılacak, o kesin.
Çünkü bu yangının kibritini çakan da benim, küllerini süpüren de.
Bir tren penceresinden akıp giden o uzak, o dumanlı ekim şehirleri gibi.
Sen upuzun bir caddesin artık, bense köşebaşında sönen son sokak lambası.
Bu peron boşaldığında, rayların çığlığı dindiğinde ve bütün ışıklar söndüğünde,
Biliyorum, bütün kabahat benim üstüme yıkılacak, o kesin.
Çünkü bu yangının kibritini çakan da benim, küllerini süpüren de.

