Mavi İhtilalin Enkazı

26.08.2026
Mavi İhtilalin Enkazı - Murat Ozan Avcı

Mavi İhtilalin Enkazı

Murat Ozan Avcı

sen hiç görmedin;
onun göğüs kafesinde kadim bir kraken uyurdu
saçları sapsarı bir fırtına, parmak uçları mercan kırığı
hani bir baksa; limandaki tüm şilepler rotasını şaşırır
hani bir sussa; telgraf tellerinde intihar etmiş martılar sallanırdı
oysa o adamın gözlerinde paslı bir seyir feneri yanardı
ceplerinde kırık pusulalar, ağzında kükürtlü bir gemici tütünü
hani bir gülse; gök gürültülü sağanaklar başlardı berlin'de
hani bir ağlasa; eski tüfek bir devrimci vurulurdu kalbinden
o adam ki; ruhunun koordinatları hiçbir pusulaya sığmazdı
içinde batık kıtalar, sönmüş yanardağlar ve devasa bir tuz yalnızlığı
sen tutup o muazzam okyanus ihtilalini
bir fincan soğumuş kahvenin telvesine sığdırmayı denedin.
seni o kristal avizelerin sahte parıltısı kandırdı;
oysa onun içinde bin yıllık buzullar gıcırdayarak kırılırdı
sen şık salonlarda "aşk" dedikoduları büyütürken
o, yağmurlu bir rıhtımda kendi celladıyla tavla oynardı
avucunda sönmüş yıldızlar, sırtında kaçak bir yükün kamburu
hayır, anlamadın!
sen rüzgârı sadece ipek perdeleri uçuşturunca sevdin
kıyının konforunda martı besleyen o ürkek ellerinle
sana tufan getiren o devasa okyanusu bir kum tanesi gibi savurdun
ne büyük yanılgı; sen ateşi sadece şöminende sevmiştin
onun ruhundaki o zapt edilemez yangını bir mum ışığı sandın
seninki bir sarkaçlı saatin monoton, o korkak tıkırtısı
onunki ise zamanın kalbine saplanan o paslı hançerdi
sen kıyıda pabuçlarını kuruturken o çoktan tufana soyunmuştu
seninki akvaryum huzuru, onunki bir batığın son nefesiydi
"deniz manzaralı" bir rüyadan kalma o steril, o korkak sığınak
sen kristal kadehlerde yakamoz avcılığına soyunurken
o adamın derinlerinde atom bombaları patlıyordu sessizce
onun kalbi köpükten bir giyotin gibi her gece inerken boynuna
sen o yarım kalmış ihtilallerin en "ülkü" yanına sığındın
hani ulaşılamayan bir ufuk çizgisi gibi hep o steril mesafede
dokunsan kırılacak bir porselen yalnızlığıydı senin kuşandığın
bir ismin dumanlı gölgesinde, o koca okyanusu inkâr ettin
oysa o adam seni bir memleket sevdası gibi tutkuyla savunurken
sen kendi adının sığ sularında, bir yelkenli gibi darmadağın oldun.
boğulmaktan korktuğun o derinlik bizzat adamın kendisiydi
oysa o adam bizzat suydu; hırçın, karanlık ve mutlak!
sen gittin, bir posta kartına sığan o zavallı maviye râm oldun
senin için deniz bir fon müziğiydi, onun içinse bir ağıt
gece yarısı o yalnızlar rıhtımında bir gemi sireniydi o adam
bir yanda onun ruhundaki o trajik, o sarsıcı galaksi yangını
diğer yanda senin bir saksı çiçeğine sığdırdığın o küçük dünya
ne ayıp; o seni kainatın en gizli deniz çukurlarına götürecekti
sen ise ayağına kum bulaşmasın diye ıslanmaktan korktun
şimdi o, sisli bir bulvarda kaybolan o hayalet kaptan
faili meçhul bir sevdanın o yorgun ihtilalci neferi
sen ise; kendi sığlığının o aynalı odasında mahpus
belki bir gün anlarsın okyanusun sadece su olmadığını
ama o vakit, bütün limanlar çoktan havaya uçmuş olacak!
Edebi Blog Seçkisi
Share