Yasal Uyarı © Korumalı Eser
Mürekkep İsrafı
Kasım kasım kasılıyordu kürsüde bizimki,
Anlattı da anlattı, sanırsın memleketi yeniden doğurmuş.
"Bilmem kaç cilt" dedi, "ömrümü verdim bu külliyata!"
Öyle bir heybet, öyle bir gurur...
Salladıkça o ciltleri yukarılardan aşağıya,
Gökten yağmur yerine şilt yağdı kel kafasına,
Plaketler havada uçuştu, alkış kıyamet,
Tebrik kartlarından barikatlar kuruldu aramızda.
Anlattı da anlattı, sanırsın memleketi yeniden doğurmuş.
"Bilmem kaç cilt" dedi, "ömrümü verdim bu külliyata!"
Öyle bir heybet, öyle bir gurur...
Salladıkça o ciltleri yukarılardan aşağıya,
Gökten yağmur yerine şilt yağdı kel kafasına,
Plaketler havada uçuştu, alkış kıyamet,
Tebrik kartlarından barikatlar kuruldu aramızda.
Eğildim o cafcaflı kürsüye doğru,
Gözümün ucuyla baktım o kalın, meşin kaplı dağlara.
"Yahu üstat," dedim, "merakımdan sorarım,
Hangi deryadır bu, hangi dipsiz kuyu?
Ne işledin o kadar sayfa boyunca, neyi sığdıramadın?"
Şişindi, kravatını düzeltti,
Caka satarak, "İç politika!" dedi, "Memleketin beyni!"
Gözümün ucuyla baktım o kalın, meşin kaplı dağlara.
"Yahu üstat," dedim, "merakımdan sorarım,
Hangi deryadır bu, hangi dipsiz kuyu?
Ne işledin o kadar sayfa boyunca, neyi sığdıramadın?"
Şişindi, kravatını düzeltti,
Caka satarak, "İç politika!" dedi, "Memleketin beyni!"
Gülesim geldi, tutamadım kendimi.
"Bak be adam," dedim, "boşuna tüketmişsin o kadar mürekkebi.
Senin o ciltler dolusu anlattığın tantanayı,
O koltuk kavgalarını, o yalan rüzgarlarını,
Ben toplar, eler, bükerim de,
Gider bir incir çekirdeğinin içine doldururum.
Üstelik çekirdek de çatlamaz hani,
Öyle hafiftir sizin o ağır sandığınız yükünüz..."
"Bak be adam," dedim, "boşuna tüketmişsin o kadar mürekkebi.
Senin o ciltler dolusu anlattığın tantanayı,
O koltuk kavgalarını, o yalan rüzgarlarını,
Ben toplar, eler, bükerim de,
Gider bir incir çekirdeğinin içine doldururum.
Üstelik çekirdek de çatlamaz hani,
Öyle hafiftir sizin o ağır sandığınız yükünüz..."
Önce rengi attı, sonra gözleri bulandı,
Baktı ki koca bir ömür sığmış benim incirin karnına...
Çileden çıktı cellat kılıklı akademisyen,
Tuttu o fiyakalı, yaldızlı dolma kalemini
Fırlattı yüzüme doğru!
Baktı ki koca bir ömür sığmış benim incirin karnına...
Çileden çıktı cellat kılıklı akademisyen,
Tuttu o fiyakalı, yaldızlı dolma kalemini
Fırlattı yüzüme doğru!
Aramızda kalsın,
Kalem de tam incir ağacının altına düştü.
Kalem de tam incir ağacının altına düştü.

