Yasal Uyarı © Korumalı Eser
Müşterek Mağlubiyet
Biz seninle bir oyunun iki ayrı tarafıydık belki,
Kavuşmakla, ayrılmanın arafı yahut.
Kavuşmakla, ayrılmanın arafı yahut.
Hani saatlerin geç kaldığı,
Garsonların masaları topladığı o son saatlerde,
Sazların kılıfına çekildiği,
Yevmiyelerin zarflandığı o kırık akşamlarda...
Garsonların masaları topladığı o son saatlerde,
Sazların kılıfına çekildiği,
Yevmiyelerin zarflandığı o kırık akşamlarda...
Bir yanda, aklın o katı,
O dümdüz, o kaçınılmaz mesafesi,
Bir yanda, kalbin,
Bir çocuğu kandırır gibi uzattığı o kırık ihtimal.
O dümdüz, o kaçınılmaz mesafesi,
Bir yanda, kalbin,
Bir çocuğu kandırır gibi uzattığı o kırık ihtimal.
Biri kentin ışıklarını söndürürdü tek tek,
Öteki karanlıkta ıslak bir kibrit daha çakmaya çalışırdı.
Oysa oyun sürmeliydi;
Çünkü insan henüz çatışırken,
Henüz yanılırken canlıydı.
Öteki karanlıkta ıslak bir kibrit daha çakmaya çalışırdı.
Oysa oyun sürmeliydi;
Çünkü insan henüz çatışırken,
Henüz yanılırken canlıydı.
Sonra bir gün, ansızın,
Bütün o eski takvim yapraklarını fırtınaya vererek,
Gelip aynı paslı çivinin ucuna asıldılar.
Akıl, ağzında kireç tadıyla suskun;
Kalp, dumanı üstünde tüten bir enkaz.
Bütün o eski takvim yapraklarını fırtınaya vererek,
Gelip aynı paslı çivinin ucuna asıldılar.
Akıl, ağzında kireç tadıyla suskun;
Kalp, dumanı üstünde tüten bir enkaz.
Baktılar kentin sırtına çöken
O ıslak, o kurşuni yalnızlığa.
Ve ilk kez, iki eski düşman gibi değil,
Aynı dilde kırılan iki dal gibi
Sustular birlikte:
"Buraya kadarmış."
O ıslak, o kurşuni yalnızlığa.
Ve ilk kez, iki eski düşman gibi değil,
Aynı dilde kırılan iki dal gibi
Sustular birlikte:
"Buraya kadarmış."
Aklın dediği oldu, evet;
Ama bir zafer bayrağı değil bu göndere çekilen,
Kalbin göğsündeki camları kırıp
Sessizce içeri buyur ettiği bir soğuk.
Gürültüsüz, gösterişsiz bir heyelan...
Ama bir zafer bayrağı değil bu göndere çekilen,
Kalbin göğsündeki camları kırıp
Sessizce içeri buyur ettiği bir soğuk.
Gürültüsüz, gösterişsiz bir heyelan...
İşte oyun tam da bu çaresiz mutabakatla bitiyor sevgili.
Ne masada sürülecek kırık bir taş,
Ne de içimizde o eski fırtınayı besleyecek bir rüzgâr.
Ne masada sürülecek kırık bir taş,
Ne de içimizde o eski fırtınayı besleyecek bir rüzgâr.
Sevmediğimizden değil;
Bu ağır göğü taşıyacak o omzu,
O patikayı yitirdiğimizden.
Ceketimizi fırtınaya ilikleyip,
Kendi gölgemize yenilerek çekiliyoruz sahneden.
Bu ağır göğü taşıyacak o omzu,
O patikayı yitirdiğimizden.
Ceketimizi fırtınaya ilikleyip,
Kendi gölgemize yenilerek çekiliyoruz sahneden.
Şimdi son bir sigara daha yakalım,
Helalleşsin dumanı bu öksüz yenilgiyle.
Beyazı sönmüş, anasonu hâlâ tüten
O kırık kadehlere doldur son dubleleri...
Helalleşsin dumanı bu öksüz yenilgiyle.
Beyazı sönmüş, anasonu hâlâ tüten
O kırık kadehlere doldur son dubleleri...
Kaldır kadehini sevgili,
Hiç kazanamadığımız kavgalara,
Ve son saatlerini yaşayan bütün aşklara,
Hadi şerefe!
Hiç kazanamadığımız kavgalara,
Ve son saatlerini yaşayan bütün aşklara,
Hadi şerefe!
