Zamanın acımasız dişlileri arasında akıp giderken ömür, geriye dönüp baktığımda heybemde kalan en büyük servetin, eğilmemiş bir baş ve lekelenmemiş bir vicdan olduğunu görüyorum. Dünya denilen bu devasa panayırda, gözlerini hırs bürümüş kalabalıkların hangi tezgâhlarda nelerini satışa çıkardığını hep ikrahla izledim. Eskiden beri; koltuk sevdasıyla ruhunu ufaltanlarla, siyaseti şahsi ikbal kapısı yapan esnaflarla, rant müptelası asalaklarla ve rüzgâra göre yön değiştiren kurnaz işbirlikçilerle hiç iyi anlaşamadım. Hele o medet umduğu kapılar yüzüne kapandıktan sonra, dün tükürdüğü eli bugün öpen, kendi ikbali için anında ağız değiştiren hokkabazlar yok mu; onların sahnesi benim dünyamda hiçbir zaman alkış almadı, alamazdı.

Dün küfür ettikleriyle bugün menfaat sofralarında kol kola girenleri, hak etmediği makamlara iradesini teslim ederek atanmayı içine sindirenleri gördükçe, insanın kendi haysiyetine karşı işleyebileceği en büyük suça şahitlik ettim. Ben; kendi evine hırsız gibi girenlerin gizli utancını, zalimle hakiki bir kavgaya tutuşmak yerine, o zalimi alt etmek için gövdesini taşın altına koyanlara saldıran riyakâr muhalifleri hiç ama hiç sevemedim, bağrıma basamadım. Onların gözü dönmüş hasetliği ve ikiyüzlülüğü, her zaman güce tapınmanın bir başka maskesiydi sadece.

Adımlarımın yönünü hiçbir zaman gücün gölgesine çevirmedim; her zaman halkın onurlu mücadelesinin yanında oldum. Ne el pençe divan duranlardan oldum ne de muktedirlerin lütuf kırıntılarıyla beslenmeyi mukaddes saydım. Her daim sadece kendimce haklı gördüğüm tarafta konumlandım.

Onca bilgi birikimime, tahsilime, keskin zekâma ve heybemdeki bunca yeteneğe rağmen, eğer kapı kulu olabilecek bir tıynette olsaydım, bugün özellikle maddi açıdan çok önemli bir kariyerin sefasını sürüyor olabilirdim. Sırf rüzgâra uyum sağladığı için yükselenlerin, omurgasızlığı bir meziyet gibi pazarlayanların dünyasında şatafatlı bir yer edinmek benim için hiç de zor olmazdı.

"Ama insanın bir karakteri olmalı; satılık olmayan, kiraya verilemeyen bir karakteri."

O yüksek mevkilerin getireceği maddi sefanın arkasında gizlenecek olan o devasa utançla yaşayabilecek bir yapıda yaratılmadım ben. Kendime olan saygımı, geceleri başımı yastığa koyduğumda hissettiğim o huzuru hiçbir dünyalık meta ile takas etmeyi, bu yola tevessül etmeyi aklımın ucundan bile geçirmedim. Bir kapı kulu olarak parıldamaktansa, kendi gökyüzümde bağımsız bir yıldız gibi kalmayı seçtim.

Bugün durduğum yerden geçmişe bakıp "İyi ki..." diyorum. İyi ki böyle yapmışım, iyi ki o kirli pazarlıklara dâhil olmamışım. Öyle ya da böyle zaman geçiyor, takvimlerden yapraklar düşüyor ve ömür bitiyor. Sarayların da zindanların da sonu aynı toprağa çıkıyor. Geriye kalansa sadece, insanın aynaya baktığında yüzüne tükürmek istemeyeceği o asil, dik ve onurlu duruş oluyor.