Omurgalı Yalnızlık

27.08.2026
Omurgalı Yalnızlık - Murat Ozan Avcı

Omurgalı Yalnızlık

Murat Ozan Avcı

Ağır demir dişlilerinde zamanın
öğütülürken günler bir buğday tanesi gibi,
baktım arkama.
Heybemde ne yaldızlı rütbeler var
ne de cüzdanı şişiren o kirli sükûnet...
Avuçlarımda sönmeyen bir köz kalmış yalnız:
Rüzgârın eğemediği bir boyun,
ve şafak gibi lekesiz bir vicdan!
Gördüm o ruh pazarlarını,
çürümüş et kokan o devasa panayırı!
Kravatlı sırtlanları gördüm,
unvan hırslarıyla caddelerde salya akıtanları...
Koltuk döşemelerine yapışmak için
gövdelerini bir cüce gibi ufaltan bezirgânları!
Rant bataklığında semiren sülükler,
rüzgârın fısıltısına göre secde edenler...
Ve onlar ki:
Dün yüzüne tükürdükleri kırbacı
bugün iştahla öpen hokkabazlar!
Benim gökyüzümde
bu simsiyah dekorun, bu kiralık aktörlerin
asla yeri olmadı!
Seyrettim haysiyetin o sessiz intiharını:
Dün küfrettikleri çanaktan
bugün kaşık sallayanları...
Bir rütbe kırıntısı için
iradelerini bir efendinin eşiğine çivileyenleri!
Ve o maskeli gölgeleri gördüm bir de:
Zalimle dövüşecek yüreği olmayan,
gövdesini taşın altına koyan yiğidin topuğuna sıkan
o riyakâr, o sahte asileri...
Kendi evine baca deliğinden sızan hırsızlar gibiydiler.
Çünkü güce tapınmanın yaldızlı bir maskesiydi
onların o süslü, o pırıltılı muhalifliği!
Çevirmedim adımlarımı muktedirin gölgesine.
Ben ki;
tahsilimle, mürekkebimle, keskin zekâmla
ve bu koca heybemdeki deryayla,
uzatsaydım ellerimi o altın kelepçelere,
eğseydim kafamı o karanlık devlere;
bugün saray sofralarında kuştüyü yataklardaydım!
Milyarlık bir kariyerin çamurunda
göğsümü gere gere yürürdüm.
Ama hayır!
İnsanın göğsünde çelikten bir karakteri olmalı!
Ne satılık bir kiralık oda,
ne rehin verilmiş bir haysiyet...
Yaşayamazdım o yüksek burçların devasa utancıyla.
Geceleri başımı yastığa koyduğumda,
içimde akan o berrak nehrin, o huzurun sesini
hiçbir dünyalık saraya değişmedim!
Bir kapı kulu gibi parıldamaktansa zifirî karanlıkta,
kendi gökyüzümünün
tek ve asî yıldızı kalmayı seçtim!
Yürüyorum...
Takvimler yaprak yaprak dökülüyor sonbahara.
Ömür dediğin bir nefeslik mola...
Biliyorum,
sarayların o süslü mermerleri de,
zindanların o küflü, o rutubetli taşları da
eninde sonunda aynı kara toprağın karnında doyacak.
Geriye kalansa sadece:
Aynaların çatlamayacağı,
baktığında yüzünün kızarmayacağı
o dimdik,
o göğe bakan,
o omurgalı yalnızlık!
Edebi Blog Seçkisi
Share