Plaza Aynalarına Söylenmemiş Şiir

27.08.2026
Plaza Aynalarına Söylenmemiş Şiir - Murat Ozan Avcı

Plaza Aynalarına Söylenmemiş Şiir

Murat Ozan Avcı

Bir kağıt aklığında dağılırken bulutlarım,
bil ki sevgilim, ben seni o en kusurlu,
bir pazarı pazartesiye bağlayan,
o darmadağınık, o tenha saatlerinle sevdim.

Hani o tatilin son ışıkları da sönerken evlerde,
ertesi günün o kurşuni, o bitmek bilmez telaşı
gelip oturduğunda göğsünün tam üzerine;
hani o zoraki saatler,
o dik kuleler, o taşra kederi sabahlar
bir turnike demiri gibi beklerken kapıda,
senin o eksik, o çocuksu,
o telaşlı yakalanışın var ya,
işte o anlar en çok seninledir.
Çünkü kusurdur insanı hayata bağlayan
en ince ilmek,
böyle gecenin bir yarısı aniden kalkıp
mutfağın ışığını açman,
ve bardaktaki suyun yarısını yere dökmen.
Hani akşamdan kalan,
mutfak tezgahını işgal eden o bulaşıklar,
o dağıtılmış evin yorgun tencereleri,
lekelenmiş bardakları,
ve senin;
"sabah erken kalkar hallederim" diyerek
yarının meçhul sabahına fırlattığın
o uykulu erteleyişin var ya;
işte o teslim bayrağı,
o insani yenilgi,
tıpkı bir kasım ayının,
eski bir tren garına
sığışmaya çalışması gibi,
sahicidir.
Gözlerindeki
o yeni haftaya yenik telaş, sevgilim,
dünyanın bütün kitaplarından daha derin,
daha dürüst.
Bakışları keskin,
ütülü ve lekesiz gömleklerin ardında,
o her sabah aynalara sunulan
kusursuz geometriler.
Adımları santimle ölçülmüş, sesleri ayarlı,
hiç yanılmayan, hiç düşmeyen,
hiç şaşırmayan o düzgünlük.
Kendi içlerindeki o vahşi, o derin uçurumu
zirkonyum gülüşlerle kapatmaya çalışanların
o bitmeyen mesaisi.
Oysa ne kadar yorucudur sevgilim, bilirim,
her an bir sergi salonunda
bir heykel gibi dikilmek,
ve kırılma korkusuyla hiç nefes almamak.
Onlar ki plaza aynalarından yapılmış
kalın zırhlar kuşanırlar,
ceplerinde her duruma uygun,
o kibar, o hazır nezaketler.
Bir yağmur yağsa ıslanmaktan korkan saçları,
ve hayatın çamuruna basmasın diye üzerine titrenen o rugan ayakkabılar.
Büyük randevuların,
hatasız akşam yemeklerinin,
ve hiçbir saksıyı devirmeyen
o planlı ellerin dünyası bu.
Kendilerini bir müze eseri gibi
titizlikle korurlar da,
bilmezler,
hayat o kırılmaz camların üzerinde değil,
ancak bir toprağın çatlağında filizlenir.
Güzelliği sadece simetride arayan
o kör sarraflar,
kartvizitlerin arkasına gizlerler
en büyük korkularını.
Bir bardak devrilse dünyaları yıkılır hani,
bir kelimeyi yanlış söyleseler,
sanki bütün o sahte krallıkları
yerle bir olacak gibi titrerler içeriden.
İşte o muazzam,
o kusursuz oyunculukların altında,
aslında hiç yaşanmamış, hiç incinmemiş,
hiçbir kasım ayında sırılsıklam olmamış bir korkaklık saklıdır.
Sakın mükemmel olma ne olur,
uzak dur o her pazartesiye jilet gibi başlayan,
o her şeyi tamamlanmış, o parlor, o kaskatı adamlardan ve kadınlardan.
Onlar muhteşem birer oyuncudur sevgilim, bilirsin,
her gün aynı saatte uyanan,
her gün aynı ölçülü kelimelerle ağlayan.
Onlar bütün acıların
sahne arkasına saklandığı
bir tiyatro dekoru gibidirler.
Biz seninle bu şehri,
hiçbir şeyi tam beceremeyenlerin,
pazartesi sabahlarına büyük randevuları olmayanların,
bir gökyüzü parçasına
uzun uzun bakanların şehri yapacağız.
Senin o kırık dökük sesini, sevgilim,
bütün o cilalı, o dakik mermerlerden daha kıymetli kılacağız.

O dağınık, o korkak ve titrek sesin,
bana bu dünyanın en gerçek,
en numarasız şiirini fısıldayacak.
İnan bana sevgilim,
yalnızca o pürüzlü ve mahcup hallerindir,
bu hayatın içinden geçebilen yegâne ışık.
Edebi Blog Seçkisi
Share