Saat Dokuzda Bir Yarayı Bölüşmek

27.08.2026
Saat Dokuzda Bir Yarayı Bölüşmek - Murat Ozan Avcı

Saat Dokuzda Bir Yarayı Bölüşmek

Murat Ozan Avcı

Bir dağ birikiyor içimde,
bahara bin yıl gecikmeli
Kaskatı bir kar sessizliği bu,
sızıyor gövdemin kuyularına.
Zaman ki bir sarkaçtır, hızla eskitiyor meydanları,
Oysa ben yönü
bir karanfil gibi takıyorum yakama;
Yön, o içimde
kendi kutbunu yaratan yabanıl nehir,
o hızdan daha derin olan…
Bizim gibiler sevgilim,
o eski otel odalarında unutulanlar,
Kendi yaralarını birer eski saat ustası gibi sessizce onaranlar;
İçlerindeki sarsıntıyı örttükleri
mavi dumanı saklayınca
tenlerindeki o dikey yangını
hiç başlamadı sayıyorlar.
Oysa her şey
pürüzsüz bir ayna gibi düzgün gitseydi,
o sahte, o lekesiz saatlerin içinde
yavaş yavaş çürüyecek
Ve ben bu darmadağınık,
bu kırık aynalardaki kendimi
bulamadan yürüyecektim...
Şimdi o ucuz hayatta kalma provalarını
Karton kutulardan kentleri, o plastik selamlaşmaları
bir bir yırtıp atıyorum.
Ve artık yalnızca hayatta kalmak değil,
Dünyayı bir nehir gibi
göğsümde yaşamak istiyorum.
Anlamıyorsun sevgilim,
o tıkır tıkır işleyen saatlerin haklılığını,
Kendimde, o ilk ve bozulmamış kendimde kalmaya öyle açım ki.
Mantığın diyorum, o geometrik, o soğuk ve eksiksiz mantığın
Tek kelimesine dahi itiraz edilemeyecek bir duvar gibi duruyor önümde.
Ama ah, o düz çizgiler, o gövdemi hiç onarmayan düz yollar!
Bende hiç çalışmayan, aklıma ve sızıma hiç yatmayan,
Ve vurdukça beni kendi kıyılarımdan yaralayan o akıl.
Anla artık;
Benim içimde başka bir saat işliyor sevgilim...

Ve biliyor musun, kendi eğriliğinde dik duran o yabanıl mantığı
Kimse sevmedi, kimse öpmedi o yaralı yerinden şimdiye dek.
Ve sevmek sevgilim, o dar sözlüklerin
İki basit kelimeyle oyalayıp geçtiği
bir şey değil ki.
Kuru bentlerle, o dar ve katı hesaplarla durdurulamaz bir nehir bu.
Öyle sınır çizgileri çekilemez,
koşulların o dar odalarına sığmaz.
O, bir sarnıçta ansızın biriken gökyüzü gibidir, kendi kendine genişler;
Geçmişin o tozlu,
o ağır defterini kapatmadan sevgilim,
Dökmeden o eski madenleri masaya, başlayamam hiçbir yeni yola.
Dünyanın bu katı göğsüne
kendi son mührünü vurmak,
O en dipteki sessiz çığlığı
taşa kazımak istiyorum.
Bu, o darmadağınık çocukluğuma
en büyük borcum,
Ben şimdi o yabanıl nehrin kendileştiği yere
bir masa bırakıyorum,
Üstünde dumanı saklı bir yangın,
bir kadeh ve kendinden taşan o eski zaman.
Varsın o lekesiz saatlerin uysal kalabalığı
hiç anlamasın beni,
Benim o en yaralı yerimden sızan
sahici ışık yeter bu dünyaya.
Edebi Blog Seçkisi
Share