Yasal Uyarı © Korumalı Eser
Şiir Apartmanının Kapıcısı
Merdivenler birer ustura ağzı,
Her adımda başka bir lisan.
Ben bu binanın rüzgâra astığı
O eski gölgeyim.
Kolumda emektar bir sepet,
İçimde cam kırığı sessizlik;
Her basamakta zaman dağılıyor,
Mekân parçalanıyor...
Her adımda başka bir lisan.
Ben bu binanın rüzgâra astığı
O eski gölgeyim.
Kolumda emektar bir sepet,
İçimde cam kırığı sessizlik;
Her basamakta zaman dağılıyor,
Mekân parçalanıyor...
Çaldım kapısını Nâzım’ın,
Bir selam çaktım yoldaşça.
"Bak" dedim, "Süt şişesi buğulu,
Ekmek duman duman hürriyet gibi.
Sana tırnakları sökülmüş bir şafak getirdim, ellerim memleket kokulu."
Güneşin sofrasını kurdum
Bahçedeki o dev çınarın gölgesine;
Mavi gözlü bir çocuk ağlıyor sepetimde, sevdaya ve kavgaya dair.
Bir selam çaktım yoldaşça.
"Bak" dedim, "Süt şişesi buğulu,
Ekmek duman duman hürriyet gibi.
Sana tırnakları sökülmüş bir şafak getirdim, ellerim memleket kokulu."
Güneşin sofrasını kurdum
Bahçedeki o dev çınarın gölgesine;
Mavi gözlü bir çocuk ağlıyor sepetimde, sevdaya ve kavgaya dair.
Bir ihtilal bayrağı gibi duruldum varmadan kapısına Âkif’in.
Ecdadın alnından sızan o ağır vakarı koydum sepete; "Üstadım" dedim.
"Şu koridorda istiklal rüzgârı esiyor, bastığın toprak kan ağlayan memleket.
Bir fırtınadır o ses ki zincirleri kıran, 'Korkma' dedin ya bir kez..."
Sancağın gölgesini bıraktım kapına,
Bir zafer şavkı vurdu avuçlarıma.
Ecdadın alnından sızan o ağır vakarı koydum sepete; "Üstadım" dedim.
"Şu koridorda istiklal rüzgârı esiyor, bastığın toprak kan ağlayan memleket.
Bir fırtınadır o ses ki zincirleri kıran, 'Korkma' dedin ya bir kez..."
Sancağın gölgesini bıraktım kapına,
Bir zafer şavkı vurdu avuçlarıma.
Uzattım sepetten bir İstanbul mûsıkîsi Yahya Kemal’e.
"Sessiz gemilerin kalktığı o puslu limandan geldim beyefendi.
Eski bir rüzgârı, sükûtun o ağır kokusunu şu hasır sepete derledim."
Vapurun sesi akşam sefasına karıştı, rüyalar içinde bir rüya;
"Sana bir kadeh huzur getirdim; lal renkli bir akşamdan, asude bir dünyadan."
"Sessiz gemilerin kalktığı o puslu limandan geldim beyefendi.
Eski bir rüzgârı, sükûtun o ağır kokusunu şu hasır sepete derledim."
Vapurun sesi akşam sefasına karıştı, rüyalar içinde bir rüya;
"Sana bir kadeh huzur getirdim; lal renkli bir akşamdan, asude bir dünyadan."
Dumanlı, sisli bir keder bıraktım
Kapısına Attilâ İlhan’ın.
Yağmurlu bir bulvarı katlayıp koydum sepete,
"Bak!" dedim, "Süt şişesinde parmak izlerin, gözlerin birer dehşet mahalli."
Sormam nedenini bilirim, maktuldür bu şehirde herkes bir parça;
Ben senin karanlık gecende o isimsiz, o perişan kul...
Kapısına Attilâ İlhan’ın.
Yağmurlu bir bulvarı katlayıp koydum sepete,
"Bak!" dedim, "Süt şişesinde parmak izlerin, gözlerin birer dehşet mahalli."
Sormam nedenini bilirim, maktuldür bu şehirde herkes bir parça;
Ben senin karanlık gecende o isimsiz, o perişan kul...
Seslendim bir ıslıkla,
Bir martı çığlığıyla Orhan Veli’ye.
"Sepette deniz tuzu, balıkçı ağları ve hürriyet var üstadım!"
Gökyüzünü kontrol ettim; mavisi taze, bulutları şiire davet.
"Sana rüzgârlı bir pazar sabahı getirdim, boş ver sepetteki ekmeği;
Gülümse ki şu koca şehir bir mısra gibi dökülsün ellerinden."
Bir martı çığlığıyla Orhan Veli’ye.
"Sepette deniz tuzu, balıkçı ağları ve hürriyet var üstadım!"
Gökyüzünü kontrol ettim; mavisi taze, bulutları şiire davet.
"Sana rüzgârlı bir pazar sabahı getirdim, boş ver sepetteki ekmeği;
Gülümse ki şu koca şehir bir mısra gibi dökülsün ellerinden."
Çaldım zilini
Bir tütün kaçakçısı sertliğinde Ahmed Arif’in.
"Dağları delip geldim kirvem, sepette tütünün harlı ve asi.
Sana kaçak haberlerin en delikanlısını, en yaralı olanını getirdim."
Çatlamış avcumda prangaların pasını silecek bir bahar saklı;
Yankısı tınlasın haysiyetin o mağrur burcunda.
Bir tütün kaçakçısı sertliğinde Ahmed Arif’in.
"Dağları delip geldim kirvem, sepette tütünün harlı ve asi.
Sana kaçak haberlerin en delikanlısını, en yaralı olanını getirdim."
Çatlamış avcumda prangaların pasını silecek bir bahar saklı;
Yankısı tınlasın haysiyetin o mağrur burcunda.
Fısıldadım eşikten kimsesiz bir rüzgâr gibi Özdemir Asaf’a.
"İstediğin o 'hiç'i bıraktım kapının o soğuk eşiğine."
Hiç kimseyle gelmedim, dokunmam senin o buzdan yalnızlığına.
Loş ve dar bir taşta sadece bir ayak sesiyim, ben yokum aslında;
"Merak etme, sen ve gölgen kalın en başta."
"İstediğin o 'hiç'i bıraktım kapının o soğuk eşiğine."
Hiç kimseyle gelmedim, dokunmam senin o buzdan yalnızlığına.
Loş ve dar bir taşta sadece bir ayak sesiyim, ben yokum aslında;
"Merak etme, sen ve gölgen kalın en başta."
Sundum bir zarafet, bir gül sürgünü Cemal Süreya’ya.
"Aşkı tazeledim sepetimde, kahvaltın buram buram zarafet üstadım."
"Sütün içine şiir tozunu kattım, sokağa çıksan kopacak bir kıyamet."
"Faturayı kalbine mi bırakayım?" "Ne demek, mısraların başüstüne!"
Zaten bu dünya mühürlü değil mi senin o ince, o yaralı yüzüne?
"Aşkı tazeledim sepetimde, kahvaltın buram buram zarafet üstadım."
"Sütün içine şiir tozunu kattım, sokağa çıksan kopacak bir kıyamet."
"Faturayı kalbine mi bırakayım?" "Ne demek, mısraların başüstüne!"
Zaten bu dünya mühürlü değil mi senin o ince, o yaralı yüzüne?
Bakıştık bitmemiş bir kentin tepesinde Turgut Uyar’la.
"Toprağı en tenha, en kavisli sokaktan avuçladım usta" dedim.
"Kederini duvarlara, sepetimdeki o koyu hüzünle nakışladım."
"Saat tam 'yorgunluk' vaktidir, göğe bakmanın en vakur zamanı;
Çek içine bu bitmeyen dumanı, dağılsın bu kentin sahte ihtişamı."
"Toprağı en tenha, en kavisli sokaktan avuçladım usta" dedim.
"Kederini duvarlara, sepetimdeki o koyu hüzünle nakışladım."
"Saat tam 'yorgunluk' vaktidir, göğe bakmanın en vakur zamanı;
Çek içine bu bitmeyen dumanı, dağılsın bu kentin sahte ihtişamı."
Sokuldum sessizce bir yerçekimi hayaliyle Edip Cansever’e.
"O beklediğin yerçekimi sepetin en dibinde saklı, getirdim."
Karanfili bıraktım masaya, rengi kan gibi sıcak, rengi kadar haklı.
Sormam nedenini bilirim; "Biz bekledikçe sığmıyoruz bu odaya,
Bir karanfil kadar sığındık şu yalan dünyaya, bu koca apartmanda."
"O beklediğin yerçekimi sepetin en dibinde saklı, getirdim."
Karanfili bıraktım masaya, rengi kan gibi sıcak, rengi kadar haklı.
Sormam nedenini bilirim; "Biz bekledikçe sığmıyoruz bu odaya,
Bir karanfil kadar sığındık şu yalan dünyaya, bu koca apartmanda."
Eşiğine bir salkım sitem bıraktım Ümit Yaşar’ın.
Bir intihar kadar sessiz,
Galata Kulesi kadar vakur ve yaralı.
Getirdim sana unutulmuş bir hüznü,
Her gidenin bıraktığı o siyah boşluğu...
Bir intihar kadar sessiz,
Galata Kulesi kadar vakur ve yaralı.
Getirdim sana unutulmuş bir hüznü,
Her gidenin bıraktığı o siyah boşluğu...
Otuz beşlik bir yorgunlukla çaldım kapısını Cahit Sıtkı’nın.
"Bak" dedim, "Gökyüzünün başka rengi de varmış, su insanı boğarmış."
Aynadaki o yabancı yüzü sepete koyup da geldim beyefendi.
Her mihnet kabulüm, yeter ki gün eksilmesin şu loş pencerenden;
Bir parça huzur getirdim, ölümü unutan o çocuksu gülüşlerden.
"Bak" dedim, "Gökyüzünün başka rengi de varmış, su insanı boğarmış."
Aynadaki o yabancı yüzü sepete koyup da geldim beyefendi.
Her mihnet kabulüm, yeter ki gün eksilmesin şu loş pencerenden;
Bir parça huzur getirdim, ölümü unutan o çocuksu gülüşlerden.
Çıkarıp göstermek istedim her kapıda
O taze yaramı, son yazdığım şiiri yani;
Fakat sustu imge bombardımanı,
Devlerin huzurunda
Buz kesti mürekkebim.
Sepetin kuytusuna sakladım mısraları,
Bir avuç utançla örttüm kelimeleri;
Kekeme bir rüzgâr çarptı yüzüme,
Yangınımdan çaldığım o titrek mumu üfledim sessizce.
O taze yaramı, son yazdığım şiiri yani;
Fakat sustu imge bombardımanı,
Devlerin huzurunda
Buz kesti mürekkebim.
Sepetin kuytusuna sakladım mısraları,
Bir avuç utançla örttüm kelimeleri;
Kekeme bir rüzgâr çarptı yüzüme,
Yangınımdan çaldığım o titrek mumu üfledim sessizce.
Ben Şiir Apartmanı’nın kapıcısıyım, basamaklarda unutulmuş bir mısra.
Sepetimde dizeler,
Gözlerimde yağmurlar taşıyorum sonsuz bir sokağa.
Her kapının önünde ekmek dağıtıp,
Mısra mısra imge topluyorum...
Sepetimde dizeler,
Gözlerimde yağmurlar taşıyorum sonsuz bir sokağa.
Her kapının önünde ekmek dağıtıp,
Mısra mısra imge topluyorum...

