Yasal Uyarı © Korumalı Eser
Sıla Dağılımı ve Bir Takım Tabut Provaları
Ben ne zaman yenilsem, o hırpalanmış bozkır
Yüzüme bir ayna fırlatıyor: “Yabancısın ve sığmıyorsun buraya.”
Çocukluğumun kırık oyuncaklarıyla örülü bu taşra ayini,
Hatırlatmaktan başka ne bilir ki yaralı dizlerimi?
Oysa ne acı, sığınacak başka intiharım da yok benim.
Şimdi anlıyorum, her yıkımımın altındaki o gizli temelsizlik,
Bu kör kuyudan, bu sıla kibrinden ibaretmiş.
Sırf dönmemek için o etobur sessizliğe,
Olmadık meydanlarda, yabancı süngülerle kanatıyorum kendimi.
Bir ölümüne direniş bu, o sılaya yakalanmamak adına.
Yüzüme bir ayna fırlatıyor: “Yabancısın ve sığmıyorsun buraya.”
Çocukluğumun kırık oyuncaklarıyla örülü bu taşra ayini,
Hatırlatmaktan başka ne bilir ki yaralı dizlerimi?
Oysa ne acı, sığınacak başka intiharım da yok benim.
Şimdi anlıyorum, her yıkımımın altındaki o gizli temelsizlik,
Bu kör kuyudan, bu sıla kibrinden ibaretmiş.
Sırf dönmemek için o etobur sessizliğe,
Olmadık meydanlarda, yabancı süngülerle kanatıyorum kendimi.
Bir ölümüne direniş bu, o sılaya yakalanmamak adına.
Yarım asırlık bir göçebe provası bu,
Gönül rahatlığıyla ceketimi asacağım bir duvarın olmaması,
Benim eksiğim değil, biliyorum; bu evrensel bir yazgı hatası.
İlmeği baştan yanlış atılmış bir ömür kumaşı...
Ne zaman ayaklarım bu kente düşse,
Yakamda o ağlak çocukluk, omuzlarımda kendi cesedimin soğukluğu.
Kendi çukurumu kazıyorum caddelerin ortasında,
Gömüyorum kendimi, kendi fatihamı mırıldanıyorum gizlice.
Ama nasıl bir yaşama hırsıysa bendeki, çok geçmeden,
Hiç haritası çizilmemiş cephelerde buluyorum gölgemi yeniden.
Gönül rahatlığıyla ceketimi asacağım bir duvarın olmaması,
Benim eksiğim değil, biliyorum; bu evrensel bir yazgı hatası.
İlmeği baştan yanlış atılmış bir ömür kumaşı...
Ne zaman ayaklarım bu kente düşse,
Yakamda o ağlak çocukluk, omuzlarımda kendi cesedimin soğukluğu.
Kendi çukurumu kazıyorum caddelerin ortasında,
Gömüyorum kendimi, kendi fatihamı mırıldanıyorum gizlice.
Ama nasıl bir yaşama hırsıysa bendeki, çok geçmeden,
Hiç haritası çizilmemiş cephelerde buluyorum gölgemi yeniden.
Çok yoruldum, gövdem kelimelerden ağır artık.
Bundan sonrası ya mutlak bir gökyüzü,
Ya da o can alıcıyla, o nihai mütareke masası: “Bu son yenilgimdir.”
Yenilmek ve dönmek; sılanın o loş kahve uykusundayım şimdi.
Bir bardak sıcak zamanın içinde, süzgeçten sızıyor ömür.
İki dilim limon, intihar eden iki akrobat gibi dönüyor bardağımda.
Dışarıda, göğün teninde karla karışık bir sevişme lekesi; yağmur.
Sokaklar eriyor, sokaklar kasvet doğuruyor.
İçeride soba etrafında büzüşen o uyuşmuş ahali,
Cam ekrandan kârla karışık yalanlar emiyor.
Ben ise çayımı, o dumanı tüten yalnızlığımı,
Kaldırıyorum geçmişimin o mağlup şerefine.
Bundan sonrası ya mutlak bir gökyüzü,
Ya da o can alıcıyla, o nihai mütareke masası: “Bu son yenilgimdir.”
Yenilmek ve dönmek; sılanın o loş kahve uykusundayım şimdi.
Bir bardak sıcak zamanın içinde, süzgeçten sızıyor ömür.
İki dilim limon, intihar eden iki akrobat gibi dönüyor bardağımda.
Dışarıda, göğün teninde karla karışık bir sevişme lekesi; yağmur.
Sokaklar eriyor, sokaklar kasvet doğuruyor.
İçeride soba etrafında büzüşen o uyuşmuş ahali,
Cam ekrandan kârla karışık yalanlar emiyor.
Ben ise çayımı, o dumanı tüten yalnızlığımı,
Kaldırıyorum geçmişimin o mağlup şerefine.
Kapatıyorum gözlerimi, hafızamın o küf kokulu günlüğü...
İlk sayfa: Doğduğum o karanlık milat.
Belirsiz karalamalar, hiçbir anlama gelmeyen o ilk çığlık.
Belki yok saymışım o doğumu, belki de mürekkebim yetmemiş yazmaya.
Sayfalar akıyor parmaklarımda, eski bir sızıyla,
Ve nihayet okuyorum o ilk firari menkıbemi.
Dudaklarımda acıdan bir kavis, yarım asır sonra,
Kendi gölgemle el sıkışıyorum bir kahve köşesinde.
İlk sayfa: Doğduğum o karanlık milat.
Belirsiz karalamalar, hiçbir anlama gelmeyen o ilk çığlık.
Belki yok saymışım o doğumu, belki de mürekkebim yetmemiş yazmaya.
Sayfalar akıyor parmaklarımda, eski bir sızıyla,
Ve nihayet okuyorum o ilk firari menkıbemi.
Dudaklarımda acıdan bir kavis, yarım asır sonra,
Kendi gölgemle el sıkışıyorum bir kahve köşesinde.
O çocuk fısıldıyor tarihin en dip sayfasından:
“Kaldırmamışlar yalnızlığı çocukluğumun ulaşabileceği yerlerden,
Neyleyim!..”
“Kaldırmamışlar yalnızlığı çocukluğumun ulaşabileceği yerlerden,
Neyleyim!..”

