Yasal Uyarı © Korumalı Eser
Silindik
Dökülen yapraklar gibiydik o güz ikindisinde,
Toprağın koynuna devrilen sarı sırlı sayfalarca...
Biri diğerinin gölgesine sığınmış iki mısra gibi,
Sokulurduk zamanın daralan o kuytu sokağına;
Yıkık dökük, ama mağrur, yan yana ve alt alta.
Gök sarsıldı sonra, bulutlar yığıldı üst üste,
Eski bir antik tiyatro sahnesinin eğreti tavanı gibi,
Üzerimize kapandı o ağır, o sitemsiz gece.
Biz, neresinden baksan, kimin gözüyle baksan;
Yaralı bir ömrün tam ortasında, her halükarda şiirdik.
Toprağın koynuna devrilen sarı sırlı sayfalarca...
Biri diğerinin gölgesine sığınmış iki mısra gibi,
Sokulurduk zamanın daralan o kuytu sokağına;
Yıkık dökük, ama mağrur, yan yana ve alt alta.
Gök sarsıldı sonra, bulutlar yığıldı üst üste,
Eski bir antik tiyatro sahnesinin eğreti tavanı gibi,
Üzerimize kapandı o ağır, o sitemsiz gece.
Biz, neresinden baksan, kimin gözüyle baksan;
Yaralı bir ömrün tam ortasında, her halükarda şiirdik.
Bir gitar teline dokunsaydı eğer parmaklarımız,
Hani o rüzgarda savrulan dağınık saçların ritmiyle,
Uzak denizlerden esen o serin hüznün sesiyle,
Dokunaklı, hiç eskimeyen bir şarkı da olurduk ya...
Bir bisiklet yolundan geçip giderken hani,
Zincir gıcırtısına karışan o tanıdık ıslık gibi,
Bir şehri baştan başa susturan o melodi gibi.
Ruhumuzun telleri gerilmişti bir kere o eski makama,
Biraz dokunsalar, bir ömre yetecek şarkıydık aslında.
Hani o rüzgarda savrulan dağınık saçların ritmiyle,
Uzak denizlerden esen o serin hüznün sesiyle,
Dokunaklı, hiç eskimeyen bir şarkı da olurduk ya...
Bir bisiklet yolundan geçip giderken hani,
Zincir gıcırtısına karışan o tanıdık ıslık gibi,
Bir şehri baştan başa susturan o melodi gibi.
Ruhumuzun telleri gerilmişti bir kere o eski makama,
Biraz dokunsalar, bir ömre yetecek şarkıydık aslında.
Sonra ansızın, o hiç beklenmedik yağmur yağdı.
Gökten inen her damla, bir harfi kopardı gövdemizden.
Çamurlu su birikintilerine düştü o en arızalı notalarımız,
Adımlarımızla çiğnediğimiz o yolların aynasında,
Yüzümüzden dökülen o eski, o kırık tebessüm kaldı.
Güneş görmüş karlar gibi eridik sessizce,
Mevsime şaşırmış, zamansız solan çiçekler gibi,
Ya da rüzgarın insafına kalmış bir kuş tüyünün hafifliğiyle...
Gökten inen her damla, bir harfi kopardı gövdemizden.
Çamurlu su birikintilerine düştü o en arızalı notalarımız,
Adımlarımızla çiğnediğimiz o yolların aynasında,
Yüzümüzden dökülen o eski, o kırık tebessüm kaldı.
Güneş görmüş karlar gibi eridik sessizce,
Mevsime şaşırmış, zamansız solan çiçekler gibi,
Ya da rüzgarın insafına kalmış bir kuş tüyünün hafifliğiyle...
Bırakıp her şeyi o mağrur hikayenin orta yerinde,
Ne bir sitem bıraktık geriye, ne de yarım kalmış bir hece.
Sanki hiç geçmemişiz gibi bu dünyanın sokaklarından,
Sanki hiç değmemiş gibi sesimiz o eski şarkılara,
Hiç iz bırakmadan, öylece...
Silindik!
Ne bir sitem bıraktık geriye, ne de yarım kalmış bir hece.
Sanki hiç geçmemişiz gibi bu dünyanın sokaklarından,
Sanki hiç değmemiş gibi sesimiz o eski şarkılara,
Hiç iz bırakmadan, öylece...
Silindik!

