Yasal Uyarı © Korumalı Eser
Son Sığınağını da Kaybeden Mülteci
Seni sevdiğimi kimse bilmedi, sen de dahil,
Sinsi ve paslı bir denizaltı yalnızlığıyla ilerledim,
Geceyi yırtan düşman sularında, sana doğru.
Kumsallarında kaçak güneşler, intihar süsleri biriktirdim,
Kara sularında yıkandı suçlu ve kekeme mısralarım.
Bir kez bile düşmedim yakalanmanın o ürkek, o camdan tavanına.
Sinsi ve paslı bir denizaltı yalnızlığıyla ilerledim,
Geceyi yırtan düşman sularında, sana doğru.
Kumsallarında kaçak güneşler, intihar süsleri biriktirdim,
Kara sularında yıkandı suçlu ve kekeme mısralarım.
Bir kez bile düşmedim yakalanmanın o ürkek, o camdan tavanına.
Garipti, evet,
Aykırı bir mantığı vardı kalbimin...
İçimden kalbine doğru iltica ederken,
Gökyüzünü kundaklayan o mülteciyi senden gizlemek.
Ama zaten hangi çizgimiz düzgündü ki bizim?
Söyle, hangi saatimiz ayarlıydı, garip olmayan ne vardı senle bende?
Aykırı bir mantığı vardı kalbimin...
İçimden kalbine doğru iltica ederken,
Gökyüzünü kundaklayan o mülteciyi senden gizlemek.
Ama zaten hangi çizgimiz düzgündü ki bizim?
Söyle, hangi saatimiz ayarlıydı, garip olmayan ne vardı senle bende?
Var ile yok arasını paslı bir jiletle çizmiş belli belirsiz çizgine,
Bendeki bir fabrika dumanı gibi ağır, hüzünlü ve yorgun varlığı taşımak kolay değildi.
Bir teslimiyet meyliydi gönlüm: varlığının beyazına da yokluğunun külüne de rıza.
Oysa sen ne bir gölge bıraktın avcumun derin kesiklerine,
Ne de büsbütün çekip gittin bu kör sokakların hafızasından.
Bendeki bir fabrika dumanı gibi ağır, hüzünlü ve yorgun varlığı taşımak kolay değildi.
Bir teslimiyet meyliydi gönlüm: varlığının beyazına da yokluğunun külüne de rıza.
Oysa sen ne bir gölge bıraktın avcumun derin kesiklerine,
Ne de büsbütün çekip gittin bu kör sokakların hafızasından.
Takvimler döküldü yaprak yaprak, bendeki sen bir milim eksilmedi,
Senden geçmeyen bu mülteci, bu yaralı ben,
Sana da geçemedi o gri, o intihar kokulu bunalım yıllarda.
Bu kadar kalabalıkken içimin caddeleri, sana tek bir adım atamamak...
Garip, çok garipti, kronik bir felçti aslında.
Ama garip olmayan ne vardı ki bu kırık dökük hikayemizde?
Senden geçmeyen bu mülteci, bu yaralı ben,
Sana da geçemedi o gri, o intihar kokulu bunalım yıllarda.
Bu kadar kalabalıkken içimin caddeleri, sana tek bir adım atamamak...
Garip, çok garipti, kronik bir felçti aslında.
Ama garip olmayan ne vardı ki bu kırık dökük hikayemizde?
Adını andıkça kuruyan ve kireçlenen dudaklarım,
Gölgesine sığınacak bir gökyüzü, bir mazi bile bulamayan bu hırpalanmış ömür...
Senden geçmeyen kör bir nehir,
Ve sayfalar arasında bir virgül boyu bile yer bulamayan o uzak, o hayalet sen.
Gölgesine sığınacak bir gökyüzü, bir mazi bile bulamayan bu hırpalanmış ömür...
Senden geçmeyen kör bir nehir,
Ve sayfalar arasında bir virgül boyu bile yer bulamayan o uzak, o hayalet sen.
Ne Kays’ın kum fırtınasına sığabildim, ne Mecnun’un o delilik anayasasına.
Tanrım, bu sonbahar vurgunu, bu iç kanaması, bu çürüyen yaprak kokusu ne zaman bitecek?
Yalvarıp durdum sana çıkan yolların o ilk, o paslı, o vapuru kaçmış iskelesinde.
Bendeki bana, bendeki o devasa sana rağmen
Hâlâ o kimsesiz iskelede beklemek garipti aslında.
Ama söyle, garip olmayan ne vardı ki sen ile bende?
Tanrım, bu sonbahar vurgunu, bu iç kanaması, bu çürüyen yaprak kokusu ne zaman bitecek?
Yalvarıp durdum sana çıkan yolların o ilk, o paslı, o vapuru kaçmış iskelesinde.
Bendeki bana, bendeki o devasa sana rağmen
Hâlâ o kimsesiz iskelede beklemek garipti aslında.
Ama söyle, garip olmayan ne vardı ki sen ile bende?
Geç anladım, aşkta normallik aramak bir akıl tutulması, bir gölge oyunuymuş.
Adı üstünde aşktı bu; nizamı, mantığı ve bütün yasaları ateşe vermeliydi.
Seni, içimdeki o tanrısal senle kıyaslamak bir kısır döngüydü, kendi kuyruğunu yiyen bir yılan,
Anladığımda, beni ve içimdeki o kutsal mabedi çoktan düşürmüştüm ceplerimin yırtığından.
Adı üstünde aşktı bu; nizamı, mantığı ve bütün yasaları ateşe vermeliydi.
Seni, içimdeki o tanrısal senle kıyaslamak bir kısır döngüydü, kendi kuyruğunu yiyen bir yılan,
Anladığımda, beni ve içimdeki o kutsal mabedi çoktan düşürmüştüm ceplerimin yırtığından.
Oysa yaşamalıydı o son sığınak,
Benliğimin en karanlık, en el değmemiş tavan arasında kalmalıydı.
Seni, bendeki o mucize surete bürünmeye zorlamamalıydım.
Çünkü bendeki sen, senin gelişinle uyanan en kutsi değerimdi,
Ne acı, ne hazin, ne dumanlı bir heba ediş...
Senin uğruna, senin o sağır sessizliğin yüzünden, heder ettim bende saklı cenneti.
Benliğimin en karanlık, en el değmemiş tavan arasında kalmalıydı.
Seni, bendeki o mucize surete bürünmeye zorlamamalıydım.
Çünkü bendeki sen, senin gelişinle uyanan en kutsi değerimdi,
Ne acı, ne hazin, ne dumanlı bir heba ediş...
Senin uğruna, senin o sağır sessizliğin yüzünden, heder ettim bende saklı cenneti.
Ve en nihayetinde sen;
İncisini, o beyaz çığlığını hunharca çaldığı istiridyeye,
Eski, boş, taşlaşmış ve soğuk kabuğunu layık gören
Bir yılandan ötesi olamadın benim kurak hafızamda...
Bendeki o mucize seni, bizzat kendi ellerinle katledince.
İncisini, o beyaz çığlığını hunharca çaldığı istiridyeye,
Eski, boş, taşlaşmış ve soğuk kabuğunu layık gören
Bir yılandan ötesi olamadın benim kurak hafızamda...
Bendeki o mucize seni, bizzat kendi ellerinle katledince.

