Yasal Uyarı © Korumalı Eser
Yorgun Sarrafın Monoloğu
Bir panayır gürültüsüydü yüzüm,
her köşesi bir yağma,
Gelen geçen bastı avucumdaki o mor lekeye.
Adım başı bir coğrafya,
adım başı bir harita bozumu,
Her yeni tanışıklıkta cebime sıkıştırılan,
O "üstü kalsın" kibirliliğindeki bozukluklar...
Oysa herkes kendi sığ gölgesini
sızdırıp gitti avluma,
Ben ki, kalabalıkların yorgun sarrafı,
Gövdesini kendi aleviyle kemiren
bir mum gibi eksildim.
her köşesi bir yağma,
Gelen geçen bastı avucumdaki o mor lekeye.
Adım başı bir coğrafya,
adım başı bir harita bozumu,
Her yeni tanışıklıkta cebime sıkıştırılan,
O "üstü kalsın" kibirliliğindeki bozukluklar...
Oysa herkes kendi sığ gölgesini
sızdırıp gitti avluma,
Ben ki, kalabalıkların yorgun sarrafı,
Gövdesini kendi aleviyle kemiren
bir mum gibi eksildim.
Sonra sustu o vitrin camları, o kirli çarşı...
Anladım, yanılmak dedikleri o kırık pusulayı.
O sinsi parıltıların karşısında
felç olmuşken gençliğim,
Göğümün en kuytusundaki
o dilsiz yıldızı görmemiş,
Her gece başka bir yabancıyı ağırlayan,
Rutubetli, eski bir otel odası gibi eskimişim.
Anladım, yanılmak dedikleri o kırık pusulayı.
O sinsi parıltıların karşısında
felç olmuşken gençliğim,
Göğümün en kuytusundaki
o dilsiz yıldızı görmemiş,
Her gece başka bir yabancıyı ağırlayan,
Rutubetli, eski bir otel odası gibi eskimişim.
Şimdi elimin tersiyle deviriyorum
o sahte meydanları,
Bir enkaz kalıyor geriye, evet,
ama rengi benim.
Başlıyor içimdeki o mağrur taşın,
o dilsiz mabetlerin mimarisi;
Kendi dilsiz okyanusumun
dibine çöken bir gemi gibi,
Sessizliğin o koyu dumanını çekiyorum içime.
Mavi bir dille konuşmuyor burası, biliyorum,
Ama derinlik,
o asil gümüşünü giydiriyor sularıma.
Ve masada, bütün o gürültünün
dibe çöktüğü kristal bir kadehte,
Kendi içine süzülmüş katıksız bir akşam sükûneti duruyor.
o sahte meydanları,
Bir enkaz kalıyor geriye, evet,
ama rengi benim.
Başlıyor içimdeki o mağrur taşın,
o dilsiz mabetlerin mimarisi;
Kendi dilsiz okyanusumun
dibine çöken bir gemi gibi,
Sessizliğin o koyu dumanını çekiyorum içime.
Mavi bir dille konuşmuyor burası, biliyorum,
Ama derinlik,
o asil gümüşünü giydiriyor sularıma.
Ve masada, bütün o gürültünün
dibe çöktüğü kristal bir kadehte,
Kendi içine süzülmüş katıksız bir akşam sükûneti duruyor.
Meğer her gölgenin bir pas bıraktığı
Yol geçen hanı değilmiş ömür.
Yol geçen hanı değilmiş ömür.

